AMELİYATSIZ GENÇLEŞTİRME TEKNOLOJİLERİ MERKEZİ
AGTM Uygulamalar
Kırışıklık TedavisiToparlama TedavisiAkne - Skar TedavisiCilt & Vücut BakımıBölgesel ZayıflamaGözenek TedavisiLeke TedavisiAmeliyat İzi SilmeÇatlak TedavisiSelülit TedavisiEpilasyonSağlıklı Yaşam KoçuMedikal Masaj
Kilo Vermek Kolay Olmalı
Kilo verebilmek için  öncelikle kilo almaya neden olan sorunun, sağlık probleminin tespit edilmesi gerekir. Problem ortadan kaldırıldığında çok kolay kilo kaybı yaşanır ve açlık duygusu ortadan kaybolur. Sağlıklı bir vücut, ayda ortalama 4 - 6 kg arasında kilo verebilir. Günümüzde metabolizmamızın daha fazla kilo kaybetmesini sağlayan bir ilaç henüz bulunamadı. Hangi ameliyat olursa olsun ya da hangi ilacı kullanırsanız kullanın, sağlıklı bir bünyeniz varsa, belli bir miktarda kilo verebilirsiniz. Bazı insanlar diyet yaptıkları ilk aylarda 10 - 15 kilo kaybedebiliyor. Bu, kişilerde genellikle çok yüksek insülin direnci bulunduğundan kaynaklanır.

Kanlarındaki fazla insülin diyetin ilk zamanlarında kan şekerlerinin hızlı düşmesini sağlar. Bu da vücutlarının yağdan daha çok yakmasına yardımcı olur. Yine de onlar da sağlıklarına kavuştuklarında 4 - 6 kilo arasında kaybetmeye başlar. Kilo almanıza neden olan sebepleri bulmak ve kolay kilo vermenizi sağlamak için gidilmesi gereken ilk adres bir metabolizma uzmanı, yani endokrinologdur. İnsülin direncinde, vücut kan şekeri değerinin alt sınırıa kadar düşmesine engellemek için hücreleri üzerinde insülin kabul edilen insülin reseptörlerini kapatır. Eğer çok fazla hücrenin kapısı kapatılırsa, dışarıdan gelen kabul edilemeyeceği için kanda yüksek oranda kalır.

Bu duruma insüline bağımlı olmayan diyabet, yani tip 2 diyabet adı verilir. Tip 1 ve Tip 2 diyabeti, şeker hastalığı olan kişilerin ve insülin direnci sonucu olanların kilo vermek için öncelikle insülin seviyelerini dengede tutması ve buna uygun şekilde beslenmesi gerekir. Bunun dışında yapılan diyetler, sağlıklı ve kolay kilo vermeyi sağlamayacaktır. 
Zayıflama yöntemleri nelerdir?
Herkesin zayıflama yöntemi birbirinden farklıdır çünkü herkesin kilo alma sebebi birbirinden farklıdır. Asıl sorun bir kişinin neden kilo almış olduğunu bulmaktır. Aslında kimse kilo almak istemez. Herkesin en büyük hayali yiyip kilo almamaktır. Bir kişi diyet yapamıyorsa ve kendine hakim olamıyorsa aslında bunun anlamı kilo vermek istiyordur ancak iradesine hakim olamıyordur. Bunun sebebi ise gerçekten açtır. Aç olan bir kişi zaten diyet yapamaz çünkü açlık beyin için en tehlikeli durumlardan biridir ve ölmemek için yemek yememiz gerekir. 
 
Peki neden çok aç hissederiz ve kendimize engel olamadan kilo alırız? Öncelikle bunun sebebini kan testleri ile bulmak gerekir. 
  • İnsülin direnci olanlar veya düşük şekeri olanlar sürekli acıkır.
  • Tiroit bezi yavaş çalışan pek çok kişi çok az yese bile çok çabuk kilo alır ve vücudu çok fazla ödem tutar. Yine hipotiroidi olan pek çok kişide düşük şeker vardır ve kendisine hakim olamadan sürekli yemek yeme isteği duyar.
  • Yumurtalık kisti olan kadınlarda genellikle insülin direnci vardır ve çok çabuk kilo alırlar.
  • Demir eksikliği olanlar çok zor kilo verirler ve çok çabuk kilo alırlar.
  • B12 vitamin eksikliği sekonder demir eksikliğine neden olur ve kişinin kolay kilo almasını sağlayabilir. 
  • Böbrek üstü bezlerinden salgılanan stres hormonu kortizol seviyesi yüksek olanlar çok çabuk kilo alırlar.
  • Hipofiz bezinde rahatsızlık olanlar çok zor kilo verirler veya çok çabuk kilo alırlar. 
  • Tansiyon problemi yaşayanlar çok fazla ödem tuttuğu için çok zor kilo verebilirler veya çok çabuk kilo alırlar.
  • Gıda hassasiyeti ve ya alerjisi olanlar sadece bu sebepten kilo veremeyebilirler ve ya çok çabuk kilo alırlar.
  • Alkol bağımlılığı ve buna bağlı yaşam şekli pek çok sağlık problemini ve beraberinde kiloyu getirir. 
 
Bunlar ve buna benzer pek çok sebepten kilo alınır. Aksi takdirde sağlık problemi yaşamayan bir kişi kilo alamaz. Çünkü sağlıklı bir vücut doyduğunda bunu anlayan ve daha fazla yemek yememizi engelleyen, doyduğumuzda mutluluk hissetmemizi sağlayan ve yağa depolama başladığında bizi durduran bir hormon sistemine sahiptir. 
 
Eğer kilo alıyorsak ve ya veremiyorsak bu bir sağlık probleminden kaynaklanır ve bu problemi bulmak kilo vermenin yoludur. Bu yüzden herkes için kilo verme sistemi farklıdır. Örneğin düşük şeker yaşayan birisine sürekli makarna yedirerek kilo verdirirken, yüksek şekeri olan birisine karbonhidrat kısıtlaması getirilir. Spor yapan bir kişinin spor yapmadan önce beslenmesi gerekir, aksi takdirde spor sırasında şekeri düşer ve uzun vadede insülin direnci gelişir. Düşük şekeri olan bir kişiye spor yaptırırsanız ise asla kilo veremeyecektir.
Ödem



Vücutta çeşitli sebeplerden birikmeye başlayan fazla sıvı damar dışına çıkarak dokuların arasında ve cilt altında birikmesine neden olur. Buna halk arasında ödem denir.  

Bu şekilde bir cilt altında oluşmuş birikim selülit olarak da kişi tarafından gözlemlenebilir. Fazla ödem atıldığında ise gerçekten selülitin var olup olmadığı ve ya derecesi anlaşılabilir. 

Vücutta bulunan gereğinden fazla ödem kan ile yağ hücrelerinin arasındaki iletişimin aksamasına da neden olur. Bu sebeple fazla biriken ödem bir kişinin kilo vermesine tamamen ya da kısmen engel olabilir. 

Önemli olan burada ödemin ilaç ile vücuttan atılması değil ödemin sebebinin belirlenerek doğru ve kalıcı şekilde vücuttan atılmasını sağlamaktır. Maalesef günümüzde pek çok kişi bilinçsizce ödem söktürücü adı ile eczaneden ilaç alarak ödem atmaya çalışarak kendilerini ciddi riske atmaktadır. 
Ödem neden oluşabilir?

Pek çok ödem sebebi olmasına rağmen başlıcaları şunlardır;

  • ​Hipotiroide bağlı ödem
  • İnsülin direncine bağlı ödem
  • Tansiyona bağlı ödem
  • Uyku problemlerine bağlı ödem
  • Çok seyahat eden ve ya dağcılık gibi sporlarla uğraşanların yaşadığı rakım değişikliğine bağlı ödem
  • Gıda intöleransı (gıda hassasiyetine) bağlı ödem
  • İdyopatik; gerçek nedeni tam olarak bilinemeyen ödem
  • Kardiyovasküler sistem rahatsızlıklarına bağlı ödem
  • Polikistik over bulunan kadınlarda görülen ödem
  • Böbrek üstü bezlerindeki rahatsızlıklar sonucu oluşan ödem

Oluşan ödemlerin gerçek sebebi bulunduğunda kilo vermeniz ve ya almamanız sağlanır ve selülit gibi sıkıntılarınızın gerçekten var olup olmadığı anlaşılır. 
İnsülin direnci nasıl tedavi edilir?
İnsülin direncini anlatabilmek için öncelikle gıdaların vücudumuzda nasıl işlendiğini açıklamak gerek. Yediğimiz gıdalar 3 gruba ayrılır. Proteinler, karbonhidratlar ve yağlar. Proteinler; yumurta, et, tavuk, deniz ürünleri gibi ürünleri içeren geniş bir ürün grubudur. Proteinler vücuda girdikten sonra aminoasitlere dönüştürülerek kullanılır. 
 
Yağ çeşitleri
- Ayçiçek, zeytinyağı, mısır, susam yağı gibi bitkisel sıvı yağlar
- Tereyağı veya kuyruk yağı gibi hayvansal yağlar
 
Yağlar vücutta griseriet veya yağ asitlerine parçalanır. Karbonhidratlar ise bunların dışında kalan gıdalardır.



Karbonhidrat kaynakları
  • Unlu gıdalar
  • Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi bakliyatlar
  • Pirinç, bulgur ve buğday gibi tahıllar
  • Meyveler
  • Çikolata
  • Dondurma
Karbonhidratlar vücutta glikoza (şekere) dönüştürülerek saklanır. Karbonhidrat tükettikten sonra vücuda giren şekeri hücrelerin dilediği gibi kullanma özgürlüğü yoktur. Bir hücremiz bile insülin hormonu olmadan şekeri kullanamaz. İnsülin pankreas tarafından salgılanan bir hormondur. 




İnsülini bir anahtar şeklinde düşünebiliriz. Hücrelerimizin üzerinde insülinin girebileceği şekilde bir deliği, insülin reseptörü bulunur. En basit haliyle şu şekilde anlatabiliriz: Her bir adet şeker için bir insülin salgılanır ve bir hücre açılarak şekeri içerisine alır ve enerji olarak kullanır. Örnek olarak biz dışarıdan 100 şeker içeren bir karbonhidrat kaynağı, örneğin pilav tükettik. Pankreasın pilavın içindeki şekeri sayması ve 100 adet insülin göndermesi gerekir. Bu sayede 100 insülin 100 adet hücreyi açar ve dışarıdan tükettiğimiz 100 adet şeker hücrelere girerek enerji olarak kullanılabilir. Ancak günümüzde üretilen rafine gıdalar malesef bu durumu değiştirir. 


 
Rafine gıda pek çok kere işlenmiş gıdaya verilen isimdir. Örneğin buğday eskiden taş değirmende öğütülürken, şimdi çok ince, toz haline gelinceye kadar öğütülerek rafine un haline getiriliyor. Rafine undan yapılmış, her fırında bulabileceğimiz bir ekmek düşünün. Bir dilim beyaz ekmek üzerine 1 - 2 damla su damlasa bile ekmek parçalanıyor. Aynı şekilde bu ekmek çok işlenmiş olduğu için ağzımızda çok hızlı parçalanıyor. Midemize indiğinde neredeyse sıvı şeker halinde pankreasın önünden hızlıca geçiyor ve pankreas önünden geçen şekeri sayamaz. 100 şeker için 100 insülin salgılaması gereken pankreas, sayamadığı için tüm gücüyle, örneğin 200 insülin salgılar. 200 insülin 200 adet hücrenin kapısını açar. Yemiş olduğumuz 100 şeker 100 hücreye girer ve enerji olarak kullanılır. Ancak fazladan açılmış olan kalan 100 adet hücrenin artık şeker kullanma özgürlüğü oluşmuştur.
 
İhtiyacın üzerinde salgılanan insülin hormonu nedeniyle hücre kandan daha fazla şeker çekerek kan şekerinin düşmesine yol açar. Uzun zaman içinde kan şekerimiz o kadar çok düşer ki, vücudumuz bizi korumak için kendi hücrelerimizin üzerinde bulunan, insülin kabul edilen anahtar deliklerini, yani insülin reseptörlerini kapatmak zorunda kalır. Bu da insülin direncini başlatır.
 
İnsülin direncinde, vücut kan şekeri değerinin alt sınıra kadar düşmesine engellemek için hücreleri üzerinde insülin kabul edilen insülin reseptörlerini kapatır. Eğer çok fazla hücrenin kapısı kapatılırsa, dışarıdan gelen kabul edilemeyeceği için kanda yüksek oranda kalır. Bu duruma insüline bağımlı olmayan diyabet, yani tip 2 diyabet adı verilir. 
Tip-2 Diyabet Tedavi Edilebilir
  • İnsülin İğnesi Kullananların %95 i Kurtulabilir...
  • Tip-2 Diyabetin Çözümü Var...
  • Kolestrolün sebebi İnsülin Direnci..

Tip 2 diyabetiniz ve ya insülin direnciniz varsa endişelenmeyin. Bu hastalığa yakalananların %95 i ciddi bir takip ile 6 ay içerisinde tedavi edilebilir ve hiç bu hastalığa yakalanmamış gibi hayatlarını sürdürebilirler. 

Diyabet hastalarının %90-95 i tip-2 diyabet hastasıdır.

Tip-2 diyabet nedir?

Tip2 diyabeti basitçe anlatabilmek için öncelikle gıdaların vücudumuzda nasıl işlendiğini anlatmak gerekir. 
Yediğimiz gıdalar 3 guruba ayrılır. 

Protein, karbonhidrat ve yağlar. 

Proteinler yumurta, et, tavuk ve deniz ürünlerini içeren geniş bir guruptur. Proteinler vucuda girdikten sonra amino asitlere dönüştürülerek kullanılırlar. 
Yağlar her türlü ayçiçek yağı zeytinyağı gibi sıvı yağlar, kuyruk yağ tereyağı gibi hayvansal yağları içerir. Yağlar vücutta gliserit ve yağ asitlerine parçalanırlar. 

Karbonhidratlar ise bunların dışında kalan her türlü unlu gıda, bakliyatlar, pirinç, bulgur, meyve, çikolata, dondurma gibi gıdaları içerir.
Karbonhidratlar vücuda girdikten sonra glukoz yani şekere dönüştürülerek kullanılır.

Vücudumuzdaki hücrelerin şekeri dilediği gibi kullanma özgürlükleri yoktur. Bir hücremiz bile insülin hormonu olmadan şekeri kullanmaz. 
İnsülin pankreas tarafından salgılanan bir hormondur ve kolay anlatmak için anahtar şeklinde düşünülebilir. Hücrelerimizin üzerinde anahtarın girebileceği şekilde bir anahtar deliği (insülin reseptörü) bulunur. Yine kolay anlatım için tükettiğimiz her 1 adet şeker için 1 adet insülin salgılanır ve 1 tane hücre açılarak şekeri içerisine alır ve enerji olarak kullanır. 

Rafine gıda pek çok kere işlenmiş gıdaya verilen isimdir. Örneğin buğday eskiden taş değirmende öğütülürken şimdi çok ince toz haline gelince kadar öğütülerek rafine un haline getiriliyor. 

Rafine undan yapılmış her fırında bulabileceğiniz bir ekmek düşünün. Bir dilim beyaz ekmek üzerine bir iki damla su damlasa ekmek parçalanıyor. Aynı şekilde bu ekmek rafine yani çok işlenmiş olduğu için ağzımızda da çok hızlı parçalanır. Midemize indiğinde neredeyse sıvı şeker halinde pankreasın önünden geçer ve pankreas önünden geçen şekeri sayamaz. 100 şeker için 100 insülin salgılaması gereken pankreas sayamadığı için örneğin 200 insülin salgılar. 200 insülin 200 tane hücrenin kapısını açar. Yemiş olduğumuz 100 şeker 100 hücreye girer ve enerji olarak kullanılır. Ancak fazladan açılmış olan 100 hücrenin artık şeker kullanma özgürlüğü oluşmuştur ve kanımızdaki şekeri çekerek, kan şekerimizin düşmesine neden olur. 

Uzun zaman içerisinde kan şekerimiz o kadar çok düşer ki vücudumuz bizi korumak için kendi hücrelerinin üzerindeki insülin kabul eden anahtar deliklerini yani insülin reseptörlerini kapatmaya başlar. Bu sayede insülin direnci başlamış olur. Eğer çok fazla hücrenin kapısı kapanırsa dışarıdan gelen şeker kabul edilemeyeceği için kanda yüksek oranda kalır. Bu duruma insüline bağımlı olmayan yani tip-2 diyabet adı verilir. 

İnsülin direnci başlangıcı ve ya tip-2 diyabetin belirtileri nelerdir?
  • Sık sık acıkma ve doyma hissinin kaybolması
  • Ellerde ve ayakta karıncalanma ve uyuşma hissi
  • Yemek üzerine hemen tatlı yeme isteği
  • Sürekli uyku hali
  • Sık idrara çıkma
  • Ağız kuruluğu ve sık su içme
  • Yaraların geç iyileşmesi gibi belirtiler gösterir. 

Tedavi

% 95-98 tip -2 diyabet hastasının; uygun bir eğitim ile kendi istediği gıdaları seçerek tedavisi mümkündür. Hafif vakalar 2 ay çok ağır vakalar ise 8 ay içerisinde tamamen tedavi edilebilirler.

0216 355 49 88
Copyright © 2014 Vedat Burak Budak AGTM. Tüm hakları saklıdır.